1997’den bugüne: “Uygarlık mı barbarlık mı?”

Aşağıdaki yazıyı Nilgün Cerrahoğlu 23 yıl önce, 13 Şubat 1997’de yazmış. Aynen aktarıyoruz. Derleyen: Adalar Postası.

1997’den bugüne değişen ne? O zaman haklı tepkiler nedeniyle kaldıramamışlardı. Şimdi faytonları kaldırmak için, atları Adalar’dan sürmek için sistemi özellikle denetimsiz bıraktılar. Bu ne yazık ki en çok atların aleyhine oldu.

Uygarlık mı, Barbarlık mı?

Milliyet, 13.2.1997 – Nilgün Cerrahoğlu

Venedik insanlığa bir tarih ve kültür mirasıdır. O baş döndürücü kültür ve tarih mirası içinde yaşamanın bir bedeli var: Her yere yürümek veya gerekirse, vaporetto adı verilen küçük vapurlara binmek. 

Eski yapıların su altındaki temellerini sarsmamak için o vapurlar dahi kağnı hızıyla hareket ederler. Kentin yapısı ve güzelliği uğruna “zamanı hızlandırmak” tutkusundan vazgeçilmiştir, başka deyişle. Vakti dar olan özel motora biner. Avuç dolusu para vererek.

Şimdiye kadar kimse çıkıp da; “21. yüzyıla giriyoruz. Ulaşımı çabuklaştıracak, ucuzlatacak hızlı vapurlar yapalım. Kentin bazı yörelerine akülü araçlar koyalım. Uygarlık bunu icap ettirir,” dememiştir. Batı’da “uygarlık” adına hoşgöstermek mümkün değildir. Bunun adı “barbarlık”tır…

Cumhuriyet- Pazar ekinde Murat Ural imzasını taşıyan “Adalar’da Motorlu Araç Kabusu” (2 Şubat) yazıyı okunca aklıma gelen ilk örnek bu oldu. Adalar Belediyesi’nin Büyükada’ya “akülü kılıfı altında motorlu araç sokmaya hazırlandığını,” yazan Ural, Belediye’nin savlarını şöyle özetliyor:

“Atlı araba taşımacılığı ekonomik ve pratik değil, 30-40 fayton kalsın. Yerine elektrikle çalışan, 4 kişilik motorlu taşıtlar koyalım. Adalılar da medeniyetin nimetlerinden yararlansın.”

Murat Ural, “bunu yapamazsınız” diyenlerin, derhal “Siz medeniyete karşı mısınız? cevabıyla karşılaştığını sözlerine ekliyor…

Başımıza ne gelirse “medeniyet”i, “kültür ve tarih mirası” gibi unsurlardan bir çırpıda soyutlayıp, “teknoloji”ye indirgeyen bu cahil mantığından geliyor. 

Kaldı ki, eşe dosta “uygarlık” adı altında yutturulmaya çalışılan mantığın arkasında ayrıca, ellerini oğuşturarak bekleyen bir inşaat sektörü var. Buna hiç şüpheniz olmasın. 

Ada’ya bir kez akülü ve motorlu taşıtlar girdikten sonra, kimse İstanbul’da kalan bu son cennetin de Moda, Kalamış ya da bir zamanlar hanımeli ve erguvan kokan Erenköy’ün akıbetinden kurtulmasını engelleyemez. Nitekim Aya Nikola bostanının başına gelenler bunun somut örneği. Bostanlık arazi üzerindeki kuyuları kapatıp; ağaçları kestiren eski belediye başkanı “müteşebbis” Recep Koç‘un  ardından, o kıyı şeridi şimdi parsel parsel satışa çıkartılıyor. Vızır vızır motorlu taşıtların çalıştığı bir adada, çam ormanları ve hatta eski köşkleri de bekleyen akıbet budur.

“Akülü ya da motorlu taşıtları” bize “medeniyet fırsatları” diye yutturmaya çalışan belediyeciler, 30 yıldan bu yana dünyanın belli başlı şehirlerinde yapılan uygulamalara şöyle bir göz atsınlar.

“Medeniyet” adına yapılan en modern ve en son uygulamalar, araba ulaşımını artırmak için değil azaltmak yönündedir. Şehir merkezleri arabalara kapatılmakta, yayaların kullanımına açılan ve ağaçlandırılan alanlar artırılmaktadır.

Bırakın sayfiye yerlerini, büyük şehirlerde dahi uygulama budur. İtalya’dan bildiğim birkaç örnek; Roma, Bologna, Floransa’da insanlar, trafiğe kapanan meydanlar ve kent merkezlerinde tabana kuvvet yürümektedir.

2000 yılının eşiğinde birilerinin şimdi birden bire uyanıp, “medeniyet” adına insanın içine huzur, sükunet veren İstanbul’un son cennetini de mahvetmek ve kentin gerisi gibi beton yığınına çevirmek dürtüsünü anlamak mümkün değildir. 

Büyükada, yalnız özgün mimarisi ve doğa güzellikleriyle değil; Atatürk, Muhsin Ertuğrul, Ekrem Reşit Rey, Cemal Reşit Rey, Fethi Okyar, Hasan Saka, Yahya Kemal, Reşat Nuri Güntekin gibi bu ülkenin tarihine, sanatına, siyasetine damga vurmuş ismlerle de özdeşleşen bir simge. Zamanında Troçki’yi bile konuk etmiş çok renkli bir geçmişi var. 

Ada’yı Disneyland’a dönüştürme projesine gönlümüz razı değil. “Adalar’ı korumak için gerekirse” UNESCO gibi uluslararası kuruluş ve örgütleri dahi harekete geçirebilecek bir imza kampanyası düşünebiliriz.  Sahip olduğumuz her kültür mirasını ayak altına almak bu kadar kolay olmamalı. Üstelik bu hoyratlık, gözümüzün içine baka baka “uygarlık” adına zokalandığında… 

Bir zamanlar Heybeliada. (Bu güzel binanın, yani İliasko Yalısının karşısında şu anda OTOBÜS DURAĞI var.) Fotoğraf: Heybeliada Faytoncuları Arşivi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s