Melda Keskin ve Mâhir Başdoğan Adalar’da fayton yasağını anlatıyor: “Bu aynada rezaletimizi görüyoruz”

Uzun yıllar Açık Radyo’da programcılık yapmış olan arkadaşlarımız Melda Keskin ve Mahir Başdoğan bu sefer Açık Radyo’da Tohumdan Hasata Ekolojik Yaşam programında Leyla Aslan Ünlübay’ın konuğu olarak Adalardaki Atlar ve Faytonlarla gerçekleri anlattılar.

Programı bu bağlantıdan dinleyebilirsiniz:

http://acikradyo.com.tr/podcast/222772

Aslen yüksek mimar olan, Greenpeace ile de tanıdığımız Melda Keskin uzun süreler Açık Radyo programcılığı yaptı. “Yeşilin rengi” ve “Bir, iç dünya dış dünya” programları zengin içeriği ve yorumları ile dinleyicilere ışık tuttu. Eski Büyükadalı arkadaşımız, İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği At ve Atçılık yetkilisi, “At’a Sözlerimiz” kitabının da yazarı olan Mahir Başdoğan ise “Adeta Dört Nala” programını hazırlayıp sunmuştu yine yıllarca Açık Radyo’da. 

Bu arkadaşlarımız atlarıyla birlikte birkaç yıldır Bayramiç’de yaşıyorlar. Bu sefer Açık Radyo’da Buğday Ekolojik Yaşam Derneği’nden Leyla Aslan Ünlübay ile Tohumdan Hasata Ekolojik Yaşam programında Adalardaki atlar ve faytonlarla ilgili durumu yorumladılar.

Atlarla, faytonlar ile ilgili doğru bilinen yanlışları anlatıyorlar, ve bize, insana, topluma, siyasete, medyaya “ayna” tutuyor Melda Keskin ve Mahir Başdoğan .”At mir’attır, yani aynadır” diyor Mahir Başdoğan.

Konuşulanların bir bölümünü burada yazılı olarak bırakalım. Sözler uçsun yayılsın, yazılar kalsın okunsun.

Mâhir Başdoğan: “Adalardaki fayton sorunsalına baktığımızda, bu aynada rezaletimizi görüyoruz. Bir meseleyi çetrefil hale getirip, içinden çıkılmaz hale getirip, bir sürü hisle boğup, neticede yanlış kararlara dayanak edip çuvallama hikayemizdir bugün.

Bu çuvallama arabacıların çuvallaması değildir, yetkililerin çuvallamasıdır. Ada gibi göz önünde, halk içinde, insan denetiminde olan bir yerde, şikayet edilmeye devam edilen hususların hiçbiri, yarım saatten fazla devam edemez.

Ben kulaklarımla şunları duydum: “Atlara zulüm ediliyor, çünki dört kişilik faytonlara sekiz kişi biniliyor.” Kardeşim, senin zabıtan var, senin emniyetin var, senin odan var, arabacıların meslek odası var. Yani, bugün arabaya sekiz kişi biniyor diye, arabayı, faytonculuğu yasaklamaya çalışmak, çalışma hayatında iş sağlığı iş güvenliği yok diye bütün fabrikaları kapatmakla aynıdır.

Atları yok ettiğin zaman ve adadaki faytonculuk uygulamasını yok ettiğin zaman, atlar lehine, kültür lehine, devamlılık lehine değil ama, eğer çözüm diye konuşuyorsak -hani bir koyduk dört aldık falan mantığı var ya- işte buna göre çözüm. Ama bunu çözüm kabul etmiyoruz, problem bu.”

İzmir’de fayton yasaklanınca

Melda Keskin: “Aslında perşembenin gelişi çarşambadan bellidir gibi bir durum var. İzmir’de [fayton yasaklandığında] atların sayısı çok azdı bir kere. Büyükada’da ve diğer adalarda 1700’lerde ifade ediliyor at sayısı. Fakat [İzmir’de] sadece 30-40 attan söz ediyoruz. Onları önce yasaklıyorlar, Tunç Soyer çünkü söz vermiş oradaki Haytap yetkililerine vesaire. Yasaklanan atı ne yapacaksın? Hemen alıp bakacaksın. Hayır, 2 ay boyunca sahiplerinin elinde bırakıyorlar, işsiz ekmeksiz kalan o ailelerin. Ondan sonra o atlar iyice güçten düşmeye başladığında alıp onları “doğal yaşam parkına” koyacağız diyorlar, İzmir Sasalı diye bir yerde. Fakat biz orada yaşayan arkadaşlarımızdan öğrendik ki Doğal Yaşam Parkı kabul etmemiş onları. Onlar vahşi hayvan değil ki oraya konulsun. Yan tarafta tecrit halinde böyle bir dikenli telli yerde aç biilaç kaldılar. Ve İstanbul’dan at seven insanlar, hayvan seven insanlar para toplayıp biz o atlara yem, ot, saman aldık.

Daha sonra bir gün bir telefon geldi Mahir’e. Bir kamyoncu, adadaki bir arabacıya söylüyor. Diyor ki “Bu atları, İzmir’deki atları bana taşıtıyorlar. Ankara’ya gidiyor.” Kimsenin haberi yok, Belediye Meclisi kararı yok. Belediye hayvansever denilen o insanlarla el ele tutuşup “Biz bunları özgürleştirdik” diyor. 6 ay içinde bunlar geceleyin gizlice kamyonlara yüklenerek Ankara’ya gitti ve orada Veteriner Fakültesi’ne ait bir sahada, erişimeyeceğimiz bir yerde, serum üretiminde kullanılıyorlar bugün.

Mâhir Başdoğan: “Haytap başkanı hâlâ televizyonlara çıkıp ‘İzmir atları kurtuldu’ diyebiliyor. Allah herkesi serum fabrikasında kurtarsın mı diyeceğiz o zaman?

Melda Keskin: “Atlar denekten çok imalatta, serum üretiminde kullanılıyor ve oradan sağ çıkmayacak hiçbirisi.”

Adalar’da ata ve faytona yapılanlar

Mahir Başdoğan: “İmamoğlu Bey ‘ben faytonları yasaklıyorum’ diyemez. Çünkü faytonların çalışması, kanunlarda “İstanbul’da Adalarda ulaşım atlı faytonla yapılır’ diye madde var. Fakat bunun da etrafından dolaşacak şekilde, yıllardır var olan, basit tedbirlerle kontrol edilmesi mümkün olan ruam meselesini (kanunlarda yazılmış olan ruamla mücadele hükümleri çok açık, çok sarih, bunların hilafına,) bunu bahane ederekten, keyfi emirle, 3 ay faytona at bağlamasını yasaklıyorlar. Bu tamamen keyfi bir emirdir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi fayton atlarına yem yardımı yaptığını söylerken, ki yapıyor, fakat at sistemine uzak olduğu için, bunun ihtiyaçlarının önden depolanması gerçeğinden belki haberdar olmadığı için, aralıklar oluyor. Mesela taşıma aracında problem olduğunda atlar aç kalıyor.

İhtiyaç olduğunda inanın ki adadaki insanlar ve biz, belediyenin boşlukları arasında, ciddi tonajda (…), tonlarca yemi de aradaki boşluğu kapatacak şekilde satın alarak devreye girdik. (…) Çünkü at hayvanının toplu olarak yaşadığı yerde ihtiyaçlar stoklanır. Yani bu eve giderken bakkaldan ya da kasaptan bir parça ciğer alıp kediye vermeye benzemez.

Hayvan sevmekle hayvan bilmek arasında büyük fark var. At bilmez insanların tuhaf yorumlarınla karşılaşıyoruz. Mesela, ‘yorgun görüyoruz atları’ diyorlar. E, sonrası ne? Onların dinleneceği bir padok alanı için herhangi bir kampanya yapıldı mı?

1700 tane atın, hayat içinde olduğu bir yerde sen bütün yaşamsal destek ünitelerini devreden çıkarıp sonra ‘Ah bu da bozuldu’ diyorsun.

Adadaki şartların bu kadar kötü olmasına rağmen, bu kadar abalıya vurulan şekilde hedefe konan arabacı esnafı, ben söylüyorum güzel de bir iş çıkarttı. 15 Temmuz 2019’da birkaç arkadaşla birlikte adada tespite gittik atların durumunu. (…) Dünyanın her yerinde mükemmelen sağlıklı, bakımlı kabul edilecek atlar önümüzden geçti. Bunlara bakıp ‘vah zavallı’ diyen var ise ki olabilir, e biraz daha öğrenmesi gerekiyor.”

Çözüm: Niyet olursa yol bulunur

Mâhir Başdoğan: “Eğer bugün ada faytonlarının düzgün bir şekilde yaşamasına kanaat olursa, iddialı konuşuyorum, 1 ay içinde, mükemmel çalışan, atlarıyla gurur duyacağınız, dünyaya örnek olan bir uygulamaya sahip olabilirsiniz.”

Melda Keskin: Adada at veterineri lazım. Hastane gibi bir yapı lazım ki o atlara bakılsın. Karantina yeri onlardan alınmış, köpek barınağı yapılmış zamanında. Bu kadar binlerce atı seven gözeten bir idare olsaydı onu adalarda atlar için tutarlardı.

Adeta bu iş çöksün ve biz bunu temizleyip buradan atalım gibi bir durum var ve ilk defa, iktidarla, muhalefetin belediyesi el ele çalışıyor. Bu benim çok dikkatimi çekiyor.

Mâhir Başdoğan: Kanal İstanbul’a karşı gelenler adanın attan arındırılma projesinde [iktidar ile] tamamen hemfikirler.

Melda Keskin: Çözüm aslında, yapılması gerekenlerin yapılması. Ehliyet sınavı vardı eskiden faytonlar için. (…) Ehliyet sınavı kaldırılmış, yani parayı verip ehliyet alabiliyorsun. Şimdi bunu şehirde yapsan Şişli’de yapsan Tophane’de yapsan insanlar birbirini öldürür! Denetimi kaldıracaksın, desteği kaldıracaksın ve bu şekilde bu insanların normal çalışmasını bekleyeceksin.

Adanın 130 yıllık ulaşımı bu. Sit alanı kararı 1980’lerin ortasında ama ondan önce de böyleymiş. Bir geleneği, göreneği, atın gündelik hayatın içinde olmasını, hepsini hiçe sayan bir durum var.

Ada atlarını sorarsanız her arabanın dört ila altı atı var, neden? Çünkü belli saatte değiştiriyorlar. Ama bunu hiç bilmeyen birisi ‘Vah işte hepsi perişan!’ Üç tane fotoğrafı devamlı medyada dolaştırarak imzalar toplandı vesaire. Ve arkadaşlarımız orada 40 gün nöbet tuttular belediyenin önünde. Ve sonra gittiler. Ama şu anda 60 günü geçti atlar orada hapisler. Hareket olmadığı için sindirim sistemleri -en zayıf yerleri- bozuluyor. Köpek değil ki şöyle bir tur atınca geçsin. Hayvanın çalışması, koşması lazım.”

Mâhir Başdoğan: “Meclis Hayvan Hakları Komisyonu da fevkalâde yanlı ve fevkalâde yanlış bir rapor sundu meclise. Ona da bizim derneğimizle itirazımızı yaptık. O raporda, çalışan, hizmet hayvanının tanımı yok! Raporun müellifleri, yazarları, at hayvanını nereye koyacaklarını bilemiyorlar. Ben sokaktaki kediye köpeğe karşı değilim; kedimiz de var çok şükür köpeğimiz de var zevkle bakmaya devam ediyoruz. Lakin at ile kediyi aynı parantezde, aynı fasılada anlatamazsın.”

Melda Keskin: “Ve kediyi köpeği sahiplendirmeye çalışırken atı sahibinden, bilen insanından alıyor. Yani bu da çok akıldışı bir durum.”

Mâhir Başdoğan: “Ata yardım etmek için atı bilmek gerekiyor. ‘Acemi nalbant hayvanı topal bırakır’ diye bir laf var. Bunlar acemi nalbanttan daha beter şekilde atçılığı topallaştırıyorlar.”

Yazılı metin, radyo programının tamamını yansıtmamaktadır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s