Burgazada’nın Atçıları Açık Radyo’da Anlatıyor: Adalar’da atlarla büyüyen çocuklar için

Dünya Mirası Adalar 17 Mart 2020 tarihli yayının kısmî deşifresi:

Yayını buradan dinleyebilirsiniz: https://acikradyo.com.tr/podcast/223113

Derya Tolgay (beyaz giyimli), (soldan sağa) Burgazada’dan Sema Razak, Hilal Ay, program yapımcılarından Asu Aksoy ve Hilal’in babası Bülent Ay.
Açık Radyo stüdyosu önünde, 17 Mart 2020.

Derya Tolgay: Bir karantina var Büyükada’da, Heybeli’de, Burgaz’da, ama aynı zamanda bizleri, insanları da bekleyen bir karantina var. Atlarla insanlar şu anda ortak bir kaderi paylaşıyor.

Atlar neredeyse 3 aydır karantinada. 19’unda karantina süreci bitiyor[1] ve aşağı yukarı, bizim tespitimize göre 200’e yakın at, karantina sürecinde öldü hareketsizlikten dolayı. Bu konuyu belki tekrar düşünmemiz gerekiyor, bizim de içine gittiğimiz süreç bu çünkü: Avrupa’da birçok ülkede [koronavirüsten dolayı] karantina ilan edildi.

Burgazadalı üç konuğum var. Önce en küçükten başlıyorum, Hilal Ay. Hilal 15 yaşında. Hilalciğim hoş geldin. Özellikle binicilik, yüzme, ve sokak hayvanları bakımıyla ilgilisin ve adada at biniyorsun. Bir de burada belirtmişsin, gönüllü huzurevi çalışmaların da var.

Hilal Ay: Evet her hafta sonu onlara gidiyorum.

Derya Tolgay: Hemen hızlıca Sema’yı tanıtayım. Sema Razak da yine Burgazada’dan. O da İstanbul Üniversitesi İletişim mezunu. Daha sonra Avrupa Medyası yüksek lisansı yaptın, bir süre Amsterdam’da kaldın ve 2005’ten beri Burgazada’da yaşıyorsun. Bu sırada turist rehberliği ve çevirmenlik yapıyorsun.

Bülent Ay, Marmara Üniversitesi bilgisayar programcılığı. Büyükada doğumlusun ama bir de Burgaz’la, babanın da geçmişiyle ilgili küçük bilgiler verirsin, ben vermeyeyim.

Sema Razak: Atlarla tanışmam da zaten adaya taşınmamın akabinde Tolga’yla tanışmamla birlikte oldu, 2005 sonrası. Tolga hayvanların tamamından çok iyi anlayan ama atlarla çok özel bağı olan atçı bir adam. Atlara olan sevgisi, onlara gösterdiği ihtimam, bakım, onlarla birlikte atları yaşama imkânı verdi bana da. Başka hayvanlarımız da her zaman oldu, köpeklerimiz, kedilerimiz, ineklerimiz, koyunlarımız tavuklarımız da oldu ama Tolga atçıdır ve atımız hep oldu. 2015’te kızımız doğana kadar, bir 10 yıla yakın, hayvanlarımızla, çok güzel, doğanın içinde, adada, rüya gibi bir yaşam sürdük. 2015’te kızımız doğunca da adını Masal koyduk.

5 yaşındaki Masal ve arkadaşları.
Burgazada’da Masal’ın babası Tolga’nın ahırı, 15 Mart 2020.
Fotoğraf: Derya Tolgay (Dünya Mirası Adalar Facebook sayfası)

Masal doğmadan önce Tolga’nın sahiplendiği, sakatlandığı için iyileştirmek üzere aldığı atımız Seheryeli, Masal’ın atı oldu. Masal hafif olduğu için hep Tolga Masal’ı bindirdi Seheryeli’ne. O da şimdi 5 attan oluşan at ailemizin bir ferdi.

Derken Bülent de kızı Hilal’e Ada’yı aldı. Ada üstelik hamile çıktı, bir de tayımız oldu, Masal’la yaşıt tay. Tolga her zaman Bülent’in atlarına seyislik yaptı. Hafta sonu geldiğinde Hilal hep atına bindi. Masal kendi atına biner, Hilal kendi atına biner. Bazen daha çoğalır çocuk sayımız, biz mutlu oluruz.

Hilal Ay ve Ada, Burgazada’da.
Fotoğraf: Bülent Ay.

Sonuçta şu an gelinen durumda biz atlarını vermeyen iki faytoncudan biriyiz Burgazada’da.

Derya Tolgay: Faytonların kaldırılmasına ve atların satın alınmasına gidildi. Ve bir anda buna karar verildi. Demokratik bir katılımla bir karar alınmadı. Adalılara ve hiç kimseye sorulmadı. Direk tepeden kaldırılıyor denildi ve mecliste oybirliğiyle kabul edildi.

Sema Razak: Evet. Çalıştaylar düzenlemiş olmasına rağmen buradan çıkan kararlar da uygulanmadı. Biz bu karar alınma süreçlerine kesinlikle dahil edilmedik. Esnaf odasından bir temsilcimiz ilk başta birkaç toplantıya gittikten sonra o toplantılardan da biraz dışlandık. Çünkü biz “Atlarımız ne olacak, atlarımız kalsın” derdindeydik. Tolga her ne kadar faytoncu olup da faytonu çok keyifle kullanıyor olsa da asıl atçı olan bir adam. Fayton olsun olmasın, atlarımızın daima adada kalmasının ve kızlarımız, çocuklarımızla birlikte onların da büyümesini, atlarımıza bakarak onlarla birlikte yaşamak istiyoruz ve bizim adada toplam, Burgaz’da 20 adet plaka vardı. 2 fayton sahibi atlarını vermedi. Şu anda iki ahırda atlar hâlâ yaşamaya devam ediyor. Bir ahırda 7 at var, bizim ahırımızda da 5 at var.

Şimdi biz hep duyumlardan maalesef yola çıkarak, bu son 3 ayda 20 aralık karantinanın başladığından beri, biz hiç temiz bilgi verilmediği ve bilgilendirilmediğimiz için, bütün duyumlar da maalesef doğru çıktığı için, şu anda maalesef ahırların yıkılacağından dolayı endişeliyiz (Ahırlar bu yayından 8 gün sonra, 25 Mart’ta yıkıldı, ancak bu 12 atın kaldığı ahırlar şimdilik duruyor -18 Nisan 2020). Çünkü kedilerimize köpeklerimize, gerektiğinde kümes hayvanlarımıza tavşanlarımıza bir yer bulabiliriz, ama at? At bir binanın bahçesine ya da boş bir alana bağlayıp bırakabileceğimiz, o şekilde bakabileceğimiz bir hayvan değil. Kapalı bir barınma alana ihtiyacı var. Yemleri için gene kapalı ve kuru bir alana, stoklama alanına da ihtiyaç var. Şu geldiğimiz durumda önümüze doğru ileri bakarsak eğer, bu süreçlerde içine dahil edilmemiş olabiliriz ama bir çözüm bulmaya çalıştığımızda, bunu Bülent daha detaylı anlatacaktır, özellikle çocuklara yönelik bir binicilik kulübü olabilir. Atlarımıza çocuklarımız binmeye devam etsin bizimle birlikte yaşasınlar. Barınma alanları, hijyen, temiz sağlıklı olsun, kontrolleri yapılsın. Bu şekilde bir proje hayalimiz var.

Masal, Hilal’in atı Ada, Masal’ın babası Tolga (arkada), Hilal ve Bülent Ay.
Tolga’nın ahırı, Burgazada, 15 Mart 2020.
Fotoğraf: Derya Tolgay, Dünya Mirası Adalar Facebook sayfası.

Derya Tolgay: Bu arada Burgaz’da ve Heybeliada’da ruam gözükmedi hiçbir şekilde. Bütün atlar da temizdi. Fakat şimdi bir de yeni bir şey var, İBB’nin yaptığı. Atların hepsinin ücretsiz, isteyenlere –isteyenlerin de belli kriterleri olacak herhalde- verilebileceğini söylüyor. Yani ısrarla adadaki atların adadan götürülmesi. Adada olan şu andaki şartların rahatlıkla devam ettirileceği göz önünde: Ahırlar temizlendi, her yer hijyen. Var olan ahırların bir kısmı [Büyükada İspark] oldukça iyi şartlarda. Şu anda orada barınıyorlar fakat sayıları çok fazla. Seyisler yetersiz. Ama Türkiye’nin neresine yollarsanız yollayın, oradan çok daha iyi durumda.

Hiçbir şekilde şeffaflık yok. Sadece siz değil, biz oy verenler olarak da hiçbir şey bilmiyoruz. Ne Valilik’ten, ne Büyükşehir’den, ne Kaymakam’dan, ne İlçe Tarım’dan. Ama herkes politik olarak yaptığı şeyin şahaneliğini bize gösteriyor. Ama sadece gösteriyor. Yani bize bir soran eden, bilgi aktaran yok. şimdi görüyoruz ki sizlere de bilgi aktaran yok, yarınınızın ne olacağını bilmiyorsunuz. Ahırlarınız bir anda gelip yıkılabilir, […] değil mi?

Sema Razak: İçinde canlı varken yıkılmayacağı sözü verilmiş, fakat bunlar hep yazılı olmayan sözler olduğu için… İspark’ın bize, yani atlarını vermeyen at sahiplerine bir yer tahsis edeceği sözü de verilmişti Burgazada için. Aslında verilen sözler tutulsa çok daha güzel, çözüme yönelik şeyler yapılabilir. Olumlu düşünüyoruz. İnşallah güzel şeyler olur diyoruz.

Burgazada’dan at Ada ve insanları. 15 Mart 2020.

Bülent Ay: Amacımız tabii ki ada atlarının adada kalması. Dışarıya gitmemesi. Biraz önce sizin bahsettiğiniz gibi, 200 civarında at, bakım sırasında öldü, bakımsızlık yüzünden. Aslında bu rakam biraz daha fazla. 1800 atla başlandı, toplanılan, İBB’nin. Şu anda kalan at sayısı 1200. [Ölenler] benim tahminimce 600 civarı. Bizim amacımız, biz faytoncu değiliz. Kızım sevdiği için bir at alarak bu işe başladım. Atlarla çok kısa zamanda kaynaştık. Benim çocukluğumun getirdiği yaşantım nedeniyle de hayvanlara çok yakınım. Babam 1960’lı yıllarda Burgazada’ya gelmiş, bir hayvanat bahçesinde işe başlamış. Burgazada’da Turgut Egemen’in kurduğu bir hayvanat bahçesi vardı. Orada sürekli hayvanlarla yaşadık, atlarımız da vardı. Yeri İtfaiye’nin karşısında, büyükçe bir alan içerisindeydi. Orası da ‘81’de kapandı, Turgut Egemen’in ölümüyle. Biz de bu şekilde devam ettirdik, ben de kızıma hayvan sevgisini aşıladım.

Şimdi savunduğumuz konu atlarımızın elimizden alınmaması. Bunun için çeşitli projeler yaratıyoruz kendi içimizde. Belediye başkanımıza bir başvurumuz oldu, bir binicilik kulübü kuralım dedik. Böylece kendi atlarımızın dışında başka atları da sahiplenebiliriz, en azından kurtarabildiğimiz kadar atı kurtarmayı hedefledik. Bunun için bir yer arayışı içindeyiz. Orman Bakanlığı’ndan, Tarım Bakanlığı’ndan bir yer sağlanırsa, biz bu işin maddiyatını da karşılayarak kendimiz yapmaya karar verdik. Tek amacımız atlarımız adadan gitmesin.

Burgazada’da Tolga ve Sema’nın ahırı.
25 Mart’ta Burgazada’nın ahırları yıkıldı ama, içinde canlı hayvanların yaşadığı bu ahıra şimdilik dokunulmadı. Ada, Gönül, Seheryeli ve diğer atlar ve başka hayvanlar henüz buradalar.

Derya Tolgay: Çünkü bir aile, değil mi? Onlar aile, siz de onlarla aile oldunuz. Yani doğumuna tanıksınız, değil mi?

Bülent Ay: 6 senedir, her hafta sonu, bütün vaktimizi atlarla geçiriyoruz.

Derya Tolgay: Her biri farklı farklı, ve bir aile gerçekten. Bir at ailesinin olabileceğini de galiba biz düşünmüyoruz. Bu aileyi de böyle alıp paramparça edip…

Bülent Ay: Biz bu projeyi hazırlarken de güzel fikirler geldi aklımıza. Adada gençlerimizin yapabileceği hiçbir spor yok şu anda. Dört adadan bahsediyorum. Bir binicilik kulübü kuralım, ada okullarında ücretsiz olarak gençlerimize binicilik dersleri verelim. Lisanslı personellerle her şeyi yasasına uygun olarak yapalım. Bunu da burada bize dile getirttiğiniz için siz de teşekkür ediyoruz, Açık Radyo. Başvurularımız devam ediyor, sosyal medyadan da paylaşıyoruz. Tabii ki bu şu anda koronavirüs nedeniyle biraz ertelenecektir. Ama ilk amacımız şu anda, ada atlarının adada kalması. Diğer projeleri de sonra üstüne yoğunluk göstereceğiz.

Derya Tolgay: Bir de imza kampanyası başlatıldı Adaların Atları grubunda da. Oraya da lütfen sosyal mecralarınızdan ulaşabilir ve atların adada kalması için destek olabilirsiniz. Aynı zamanda hayatta kalmaları yani!

Bülent Ay: Evet adada kalmaları demek aslında hayatta kalmaları demek.

Derya Tolgay: Çünkü biliyoruz ki İzmir’deki atların başına gelen, serum olma durumları var. Biliyoruz ki gerçekten yarış atlarının bir çoğu kiloyla satılarak kasaplara gittiler. Burada da çok yüksek bir sayıdan, 1200 attan bahsediyoruz. Bunların da etrafa dağıtılması gerçekten, ister çipi olsun ister şeyi olsun yani bunu denetlemek, daha doğrusu bu metodu seçmek – yani hep her şey tepeden ya, niçin bir kısmı Adalar’da olamıyor? Bu kadar ısrarlı olmak, neden?

Bülent Ay: Sonuçta 150 senedir bu atlar bu adalarda yaşadılar. Yük taşımak için de kullanıldılar, insan taşımacılığında da kullanıldılar. Yeri geldi eşekler kullanıldı. Adadaki bütün evlerin yapımı sırasında at arabaları çalıştı. İnsanlar buradan geçimini sağladılar. Ben hiç düşünmüyorum ki eski zamanlarda da şu zamanlarda da atlar fayton [karşıtlarının] dediği gibi çok büyük şiddet gördüler, şiddete maruz kaldılar.

Derya Tolgay: Sizin adada ve Heybeliada’da gerçekten yok çünkü hepsi gözünüzün önünde, hepsini tanıyorduk. Büyükada’da bir kısım kötü kullanım var, bu engellenebilirdi, engellen[e]medi. Biz uzun senelerdir orada yaşayan insanlar bunu duyurmaya çalıştık, bu şiddeti yapanların tespit edilmesi, cezalandırılması, men edilmesi için. Fakat gerçekten oradan duyulmuyor. Yani şehir duymuyor! Ancak şehirden hayvan hakları savunucuları ne zaman ki buna dikkati çekti, o zaman gitti. Fakat onların da bir eksiği oldu: İrtibat kurmadılar. Gelip atla tanışmadılar. Atla yan yana olmadılar, iyi örnekleri görmediler. Buradan ben hemen Hilal’e dönmek istiyorum. Belki en güzel insan at ilişkisini sen deneyimlerinden anlatabilirsin.

Hilal ve Bülent Ay, faytoncu Bülent Abi’nin atı Zeyna ile. 2015.
Fotoğraf: Serap Borucu.

Hilal Ay: Beni ilk atlara bağlayan kişi rahmetli faytoncu Bülent Abimizdi. Onun çok güzel bir atı vardı. Acayip uysal, bütün hisleri hissettiğini düşündüğüm bir attı bu. Ben ilk ata binmeye onunla başladım. Gün geçtikçe aramızdaki bağ daha da arttı. Daha sonra babam bana at aldı. O da neyse ki çok uysal çıktı. Onla da aramızdaki bağ her gün, gittikçe arttı. Ve, yani, ne bileyim, her zaman onunla konuşuyorum, dertlerimi anlatabiliyorum.

Hilal ve Zeyna, 2018. Fotoğraf: Bülent Ay.
Zeyna 25 yaşında bir attı. Faytoncu Bülent Abi’nin ölümünün ardından
Zeyna zayıfladı, sağlığı bozuldu.
Bülent Abi’den 8 ay sonra Zeyna da hayatını kaybetti.

Şu an elimizde beş atımız var. Hepsi gerçekten çok farklı huylara sahip. Aynı insan gibiler aslında. Ve, şu an gittiklerini düşünüyorum… adadan çok büyük bir parça eksilir çünkü İstanbul’dan adaya insanların gitmesinin amacı şehir gürültüsünden, araba gürültüsünden kopmak aslında. Bir bakımdan da doğal ortamı bulmak ve buna 1 saatte ulaşabiliyorlar, çok yakın bir şekilde. Ama bu atlar kaldırılırsa aynı şey olmayacak.

Derya Tolgay: Senden ayrıldığında [Ada’nın] depresyona gireceğini düşünüyor musun?

Hilal Ay: Kesinlikle. Özellikle Tolga Abi, ben, Masal, Sema, babam, onları her gün görmeye, her hafta sonu görmeye alışık oldukları için bizden ayrılırsa yemek yememe, su içmeme gibi şeyleri olabilir yani. Aslında ben şu an kendi isteğimizi de düşünmüyorum, eğer giderlerse [onlara] ne olacak? Büyükada’ya yollanırlarsa orada onları nasıl bir alan bekliyor? Nasıl bir çevrede kalacaklar? Kendi hislerimizi şimdilik düşünmemiz çok önemli değil benim için. Tabii ki de çok üzüleceğiz hepimiz ama, onları ne bekliyor, bence bu daha önemli.

Derya Tolgay: Peki acaba sesini duyarlar mı yetkililer?

Hilal Ay: Bence ilgilenmek isteseler herkes ilgilenebilir. Bence istemedikleri için bir el atmıyorlar ya da bakmıyorlar.

Derya Tolgay: Valilik, İBB, İlçe Tarım, üçü rahatlıkla bunu yapabilir.

Sema Razak: Söz de verdiler, biz o yüzden vermedik atları.

Bülent Ay: Derya Hanım, buradan bir davetimiz olsun yetkililerimize. Gelsinler bir hafta sonu bizi ziyaret etsinler. Nasıl bir yaşam içinde olduğumuzu görsünler. Çoluk çocuklarıyla, eşleriyle gelsinler. Onları da ata bindirelim, onlar da bizim yaşam tarzımızı görsünler. İnanın her gören kişi Hilal’i hayranlıkla seyrediyor.

Derya Tolgay: Adaların Atları Adalarda Yaşasın imza kampanyamızı lütfen unutmayın. Bir de güzel bir sözle bitirelim:

“Her şey aynı nefesten alır

Hayvanlar, insanlar, ağaçlar

Hayvanlar olmasa insanlar ne yapar?

Tüm hayvanlar gitse insanların ruhu büyük bir yalnızlığa boğulur,

insanlar yalnızlıktan ölür”

diyor Kızılderililerin atasözü.


[1] Atlara uygulanan ruam gerekçeli “faytona at bağlama yasağı” (“karantina”), İstanbul Valiliği İl Mahalli Çevre Kurulu’nun 16 Mart tarihli kararıyla, 19 Mart’tan itibaren 3 ay daha uzatıldı. Ruam yok, fayton yok, ama atları ahırlara hapseden yasaklar sürüyor. (Adaların Atları site editörünün notu – 19 Nisan 2020)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s