Adaların atlı çocuklarıyla, 23 Nisan kutlu olsun!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı, geçmişten bugüne, Adaların atlı çocuklarının fotoğraflarıyla kutlamak istedik. Bu sene buruğuz, çocuklar evde, atlar ahırda hapis gibi. “Geçmişten geleceğe, atla büyüyen, atları tanıyıp seven çocuklar” diye kurmak isterdik cümlemizi, kuramadık.

Ama neden olmasın? Şimdiye kadar insanın olduğu her yerde olan at, bundan böyle Adalarda neden olmasın? 2020’ye kadar atlarla yaşamış, halen 1200 kadar atın yaşadığı adalarda, atlı yaşam -elbette atlara eziyet olmadan- devam edebilir. Çocuklar ve büyükler burada atları tanıyabilir, mesela binicilik sporunu öğrenebilir, insanla atın ortak yolculuğu devam edebilir. Bunun önünde “ufak tefek” (!) birkaç engel var, İstanbul Valiliği, Tarım ve Orman Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Adalar Belediyesi gibi. Ama yine de, neden olmasın? Atlar Adalar’da kalsın, çünkü atlar için adada kalmak, hayatta kalmak demek! (İmza kampanyası için tıklayın)

“1900 yılının süslü bir kartpostalında, Karanfil yamaçlarının manzarası.”
Büyükada, Prinkipo, Ada-i Kebir, Akillas Millas, 2016. s. 146.

1900’e ait bu kartpostalda, deniz kabukları arasında önde tarlalar ve tarla süren eşeklerle insanlar, biraz ötede Büyükada evleri ile arkada Heybeliada, uzakta Burgaz görülüyor. Kaynak, adaların kimliğine ve tarihine dair en önemli kaynak kişilerden olan Akillas Millas’ın, Adalı Yayınları’ndan 2016’da çıkan Büyükada, Prinkipo, Ada-i Kebir kitabı (çeviren: Stelyo Roidis), sayfa 146.

“1890 civarında Yukarı Giacomo Meydanı. Solda Foskolo’nun ikiz sayfiye evleri, sağda Otel Giakomo’nun cephesindeki forusların alrında deniz elbisesiyle eşeğin üstündeki çocuk, Stefanos Zarifis, yanında ata binmiş Ada Rum cemaati velinimetlerinden yakın akrabası banker Stefanos Zafiropulos.”
Akillas Millas, Büyükada, s. 227.
“1900 yılı bir kartpostalında Diaskelos’taki “merkep keyfi”.”
Akillas Millas, Büyükada, sayfa 527.

1900’de çocukların eşek üstünde gezdiği Diaskelos, Büyükada’da bugün Lunapark Meydanı denen bölge. Millas şöyle anlatıyor:

Diaskelos‘taki gazinolar ilk olarak 1850 civarında kuruldular. Psiharis hatıralarında ‘O yıllarda buraya gelenler fazla değildi. Bu bölge yeni yeni tanınıyordu. Yani eğlenmek için gelinebilecek bir yer olarak pek bilinmiyordu. Gelin görün ki, günün birinde müşterileri cezbetmeyi kafasına koyan bir kahveci Ada’nın ileri gelenlerine müracaat eder, beye, doktora, başka birkaç kişiye daha gider, bol bol temenna eder, tatlı tatlı konuşur. Zaten ağzından bal damlayan bir tiptir. Derken adamların gönüllerini okşayarak tavlar, eline 10 liracık geçirir. Beşini cebine koyar, beşini de ‘Ada’nın iyiliği için’ harcamaya karar verir; bir müzik grubu, sandalyeler, birkaç salıncak, bir sürü de oyuncak getirtir. Anlattığına göre, bunlar sayesinde İstanbul’dan birçok kişi Ada’ya koşacak, büyükler eğlenecek, çocuklar oynayacak, bu sayede Adalılar da birkaç kuruş kazancaktır…”

Bu gazinolar manastırın mülkiyetindeydiler. Soldaki, ahşap camekânı bu kitabın yazıldığı günlerde hâlâ ayakta olan gazinoyu, o devirde Diaskelos lakabıyla tanınan, İzmirli Nikolis işletirdi. 1910 yılında, dans pistinin bitişiğindeki kapalı kısımda, laternalı ve çalgılı âlemler düzenlenir ve manastırdan eşeklerle getirilen enfes şaraplar içilirdi. […]

19’dan sonra gazinoyu Karapandeli işletti. Pazar günleri Diaskelos‘taki hareketlilik çok büyüktü. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda ve bilhassa 1955’ten sonra bu hareketlilik yavaş yavaş sönmeye başladı. 60’lı yıllarda gazinoyu Avni kiraladı ve o bölgedeki bütün gazino ve kahvehaneleri ele geçirmek istedi. Ama onun zamanında gazinonun boyaları ihmalden döküldü, zamanın ve yağmur sularının etkisiyle yıprandı, sonunda tamamen karardı. Yaz aylarında parterlerinde toplanan o kalabalık insan gruplarına, birkaç yıl öncesine kadar oralardan eksik olmayan Rum ailelere ne olduğunu merak etmemek elde değil… […]

Bu çöküş döneminde, [gazinonun] önündeki alçak duvara bir iki sabırlı eşek bağlanır, bir elin parmağıyla sayılabilecek kadar az müşterileri beklerlerdi. Açlıktan iskelete dönmüş bu hayvanlara, geçmişte Ada aristokratlarının calcavade dedikleri, renkli kurdeleler ve mavi nazar boncuklarıyla süslü, üstlerine ustaca işlenmiş parlak semerler vurulmuş, sık fırçalanmaktan ve iyi bakımdan vücutları pırıl pırıl, güçlü kuvvetli o canım eşekler arasında hiçbir benzerlik yoktu.

Dimitri Minos büyük özlemle hatırlamakta: ‘O devirlerde eşekler mutluydular, eşekçilerin ise hayvanlarına besledikleri sevgi büyüktü. Çünkü bu hayvanlar sayesinde, bazen kuyulardan su, bazen ocaklardan taş taşıyarak, ama en çok da neşeli ada turları yaptırarak ailelerinin günlük ekmeğini kazanırlardı. Hayvanlarına besledikleri sevgi o kadar büyüktü ki, yaşadıkları muhitte insanlar lakaplarıyla tanınsa da, hayvanları insan adlarıyla çağrılırdı. Markos, Yani, Katina, Eleni gibi adlar konmuş eşekleri vardı… O kadar çok severlerdi hayvanlarını.”

Akillas Millas, Büyükada, s. 524-526.
“Tripos’un torunu Kostaki, yanından hiç ayrılmayan dadısı ve tahta atı ile birlikte, özel Cabriolet arabalarında. Önde arabacı Manol. (Tripos ailesi arşivinden 1924)”
Akillas Millas, Büyükada, s. 462.

Bugüne gelirsek, 19 Aralık 2019’da “ruam” gerekçesiyle 81 atın itlaf edilmesi, birkaç gün içinde öldürülen at sayısının 105’i bulmasıyla -ki atların sahiden ruam olup olmadıklarını belirten raporlar halen kamuoyuna açıklanmış değil- başlayan süreçte, faytonun kaldırılmasını savunanların söylediği bir şey de, “bu devirde atla iş mi olur, elektrikli araçlar olsun” idi. Atla, ya da eşekle, “iş” olmazsa bu hayvanların hayatımızdan çıkacağını bilen bizler, bir “nostalji”yi değil gerçek günlük hayatı atlarla paylaşmayı da biliyor ve istiyoruz. (Ayrıca elektriğin doğaya dost olmadığını biliyoruz, HES’ler ve barajlarla doğanın katledilmesine karşı çıkıp, benzinden iyi diye elektriği “yeşil” sayacak değiliz.)

Adalar bugün de çocukların atları tanıdığı, bazı şanslı çocukların ata binmeyi bildiği bir yer. İşte bu bizce, çocuklar, hayvanlar ve hepimiz için, kaybedilmemesi gereken bir değer.

Büyükada (dokuzadabirdeniz.com sitesinden).

Heybeliada (Heybeliada Faytoncuları Arşivi).
Burgazada, Hilal Ay ve Badem, 2015 (Fotoğraf: Serap Borucu).
Bugün 15 yaşında olan Hilal, atların Ada’dan ayrılması ihtimali karşısında şöyle diyor:
“Aslında ben şu an kendi isteğimizi de düşünmüyorum, eğer giderlerse [atlara] ne olacak? Büyükada’ya yollanırlarsa orada onları nasıl bir alan bekliyor? Nasıl bir çevrede kalacaklar? Kendi hislerimizi şimdilik düşünmemiz çok önemli değil benim için. Tabii ki de çok üzüleceğiz hepimiz ama, onları ne bekliyor, bence bu daha önemli.”
(Açık Radyo, Dünya Mirası Adalar programı 17 Mart 2020 tarihli yayın. Kısmi deşifresi burada.)
Hilal Ay ve Zeyna, 2018 (Fotoğraf: Bülent Ay)

Hilal’in babası Bülent Ay anlatıyor: “Şimdi savunduğumuz konu atlarımızın elimizden alınmaması. Bunun için çeşitli projeler yaratıyoruz kendi içimizde. Belediye başkanımıza bir başvurumuz oldu, bir binicilik kulübü kuralım dedik. Böylece kendi atlarımızın dışında başka atları da sahiplenebiliriz, en azından kurtarabildiğimiz kadar atı kurtarmayı hedefledik. Bunun için bir yer arayışı içindeyiz. Orman Bakanlığı’ndan, Tarım Bakanlığı’ndan bir yer sağlanırsa, biz bu işin maddiyatını da karşılayarak kendimiz yapmaya karar verdik. Tek amacımız atlarımız adadan gitmesin.”
(Açık Radyo, Dünya Mirası Adalar programı 17 Mart 2020 tarihli yayın. Kısmi deşifresi burada.)
2 yaşından beri atlara ve başka hayvanlara bakan Masal, 5 yaşında. Burgazada, 2020
(Fotoğraf: Derya Tolgay).
Masal’ın annesi Sema anlatıyor: “Masal doğmadan önce [babası] Tolga’nın sahiplendiği, sakatlandığı için iyileştirmek üzere aldığı atımız Seheryeli, Masal’ın atı oldu. Masal hafif olduğu için hep Tolga Masal’ı bindirdi Seheryeli’ne.
O da şimdi 5 attan oluşan at ailemizin bir ferdi.”
(Açık Radyo, Dünya Mirası Adalar programı 17 Mart 2020 tarihli yayın. Kısmi deşifresi burada.)

Masal’ın annesi Sema Razak’ın, Adalı Dergisi’nde yayınlanan yazısından: “Burgazada’da doğanın içinde hayvanlarla birlikte masal gibi bir hayat yaşadığımız için beş yıl önce doğan kızımıza da Masal adını verdik. Masal kızımız atları, köpekleri, kedileri, tavukları ve güvercinlerine bakmak için iki yaşından itibaren her gün sabah akşam babasıyla ahıra gidip geldi. Folluklardan yumurtaları toplar, yemliğin içinde atların yemeğini böler, kedi ve köpeklerin su kaplarını doldurur ve hem evde hem de ahırda ciddi sorumlulukları vardır. Eve gelince de akvaryumdaki balıklarını ve evdeki köpeğini besler. Hayatımızın rutinini çok seviyor ve mümkün mertebe şehre inmekten kaçınıyorduk. Her kim bunu anlamadı, yerdi, garipseyip anlam veremediyse de umursamadık. Yaş, sosyal sınıf, mezhep her şey apayrı olsa da çok şanslı olduğumuz için bulduğumuz aşktı. Bu Tolga için ömür boyu, benim için 15 yıl ve Masal için 5 yıl sürdü.

Derken 2020 başında hayatımız tepetaklak oldu. Karar mekanizmalarında hiç dahil olamadığımız ve şeffaf yürütülmeyen bu süreçte Tolga’nın 150 yıldır Adalar’da süregiden mesleği bitti.

Önce faytonlar ve faytonculuk yasaklandı. Ardından atlarımız elimizden alınmaya çalışıldı.

Fayton ahırlarının sorumlusu olan İBB iştiraki İspark’tan gelen bilgi umutlandırmıştı hepimizi.  Atlarını IBB’ye vermeyenlere alan tahsis edeceği sözüydü umutlandıran. Bir nefes almış, acaba binicilik kulübü kurar da orada bakımını yapar mıyız diye filizlendirdiğimiz umudumuzu, Belediye Başkanı Erdem Gül’e ile paylaşan arkadaşlarımız da aldıkları dönüşle (ruhsatınız hazır) bu umudu güçlendirmişti.  

Bir yandan içimiz rahat etti ama derken peşpeşe felaketler geldi. Önce Türkmen seyislerimiz toplandı, Tuzla’dan deport. Sonra rakamlar konuşuldu, atlar unutuldu. Kiracılar gitti, atlar İBB’de toplandı. Atlar için her bir gün her şey çok kötüye gitti.

Ve sonunda Ahırlar yıkıldı Korona Günleri’nde…

Şimdi Vali adada tek bir toynaklı kalmayana kadar diyor.

Buyurun Kaymakam Bey. Siz bu çocuğu kucağınıza almıştınız bir müsamerede Burgaz’da, buyurun siz anlatın Masal’a toynaklı olduğu için binek atı Seheryeli’ni onun elinden zorla alınacağını.”

(Kaynak: Buyurun Kaymakam Bey Siz Anlatın)


Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan Ulusal Egemenlik Gününü çocuklara armağan eden Mustafa Kemal Atatürk de, atların insan hayatının bir parçası olduğu dönemin insanıydı. Devri daim olsun!

Kaynak: internet.
Kaynak: BinicilikOkulu.com
Şubat 1923. Kaynak: internet

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 100. yılını koronavirüs salgınıyla evde geçirsek de, gelecek yıl bugünü, sağlıklı çocuklar ve büyüklerle, Adalarda mutlu atlarla kutlamayı diliyoruz.

23 Nisan Adalar’da her sene çok kalabalık geçer. Çünkü, Millî Bayram ve tatil olmanın yanı sıra, Aya Yorgi Günüdür bugün. Dileklerinin kabul olması için binlerce insan Büyükada’nın tepesinde Aya Yorgi Kuduna Manastırı’na gider. Bu yıl Adalılar olarak, koronavirüs salgınından dolayı bu kalabalık gelişin engellenmesini istemiştik. Salgından dolayı Manastır’da tören olmayacak, sokağa çıkma yasağı da kalabalıkların gelişini engelleyecek. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın yanı sıra 23 Nisan, adı Yorgo olan herkesin isim günü. Aya Yorgi’yi de genelde tasvir edildiği gibi at üstünde hatırlayalım ve bu yıl ondan dileklerimizi evden dileyelim:

Aya Yorgi Kudunas‘ın 18. yüzyıl sonunda basılmış, kâğıttan bir ikonası.
Akillas Millas, Büyükada, s. 490.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s